27 Kasım 2017 Pazartesi

BENDEN BİR ANI

Merhaba arkadaşlar, çok uzun zamandır bloğumu ihmal ettiğimin farkındayım. Artık daha çok ilgilenmeye çalışacağım. Bu yazımda  Milli Eğitim bakanlığının öğretmenler arası anı yarışmasına gönderdiğim yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Bakalım siz beğenecek misiniz? Dereceye giremedim ama olsun önemli olan katılmaktı.

HOŞGELDİNİZ ÖĞRETMENİM
Bütün öğretmenler öğretmenliğinin ilk gününü hatırlar. İlk öğrencileri, ilk girdiği sınıfın şubesi yıllar geçse de öğretmenlerin aklındadır sanırım. Benim öğretmenliğimin ilk anısı ise biraz daha eskilere dayanıyor. Öğretmenliğin ne olduğunu, nasıl öğretmen olunduğunu staj dönemimde anladım ben.
Bence insanın hayatında makas değiştiren, insanı büyüten, geliştiren olaylar olur. Normal bir hayat yaşarken birden bir şey olur ve o kişi bir dakika öncesiyle aynı kişi olamaz. Olay dediğime bakmayın, olan şey büyük bir felaket olabileceği gibi kısacık bir bakış, anlık bir gülüş, samimi bir sözcük de olabilir.
Benim öğretmenlik serüvenime gelince, beni öğretmen yapan şey de boncuk boncuk gözlere sahip, sıcacık bir cümleydi.
anı ile ilgili görsel sonucu

Üniversiteyi okurken ileride yapacağım meslek olarak öğretmenliği seçmiş olsam da demek ki başlarda pek idrak edememişim öğretmenliğin hissettirdiklerini. Fen –Edebiyat Fakültesinde okuduğum için formasyon alıp üstüne de staj yapmam gerekiyordu. Stajım şu an net olarak hatırlamasam da Ekim ya da Kasım aylarına denk gelmişti. Konya’da okuyordum ve staj için merkeze çok da uzak olmayan bir mahalle okulunda staja başlayacaktım.
Bilmem bilir misiniz Konya’nın ayazını. Saç derinizin diken diken olduğu, derinizden içeri nüfuz eden kesif bir ayazı vardır Konya’nın. Bilhassa da sabahları. Yaşımın ortaya çıkma riskini göze alarak söylemeliyim ki, benim staj yaptığım dönemde bayan öğretmenlerin etek giymesi gerekiyordu. Staja başlama heyecanı ile şık bir etekli takım aldım. Gece boyunca rüyalarımda defalarca sınıflara girdim çıktım. Sabah uyandım ve takım elbisemi büyük bir özenle giyindim. Aynada kendimi sanki başöğretmen gibi görüyordum. Sanki öğretmen olmak için bir takım yeterliymişcesine ben de bir alım bir çalım, değmeyin gitsin. Gelgelelim sokağa çıktım ve biraz önce size iki satırla bahsettiğim ama aslında hakkında sayfalarca yazı yazılabilecek Konya’nın sabah ayazında yaklaşık 15 dakika dolmuş bekledim.
Dışarıya çıktığım ilk andan itibaren benim burada ne işim olduğunu, sabahın köründe neden kalkıp staja gitmek zorunda olduğumu, öğretmenliğin de o kadar matah bir şey olmadığını ve daha birçok olumsuz düşünceyle hayatımı sorguladım. Nihayet dolmuş gelmişti ve ben kafamda onlarca soru işaretiyle okula ulaştım. Okulun bahçesinde içeri girdim. Sabahki başöğretmenden hiç eser kalmamıştı. Şunu o an çok iyi anlamıştım; bir takım elbise giymekle öğretmen olunmuyordu. Öğretmenlik daha güçlü bir teşvik isteyen bir meslekti ve birazdan bana da o teşvik verilecekti.
Bahçeden okul binasına doğru asık suratla yürüdüm. Binanın kapısı kapalıydı ve içerden nöbetçi öğrenci kapıyı açtı ve “Hoş geldiniz öğretmenim.” dedi. O cümlenin bende uyandırdığı hissi keşke size tarif edebilsem. O cümle ki aslında evde, mağazada, lokantada kısaca her yerde duyabileceğiniz basit bir cümle. Fakat benim için o cümle, beni bir anda değiştiren ve öğretmen yapan bir cümleydi. Ben artık bir dakika önceki kişi değildim. Hala öğrenci zihniyetiyle her şeye isyan eden o şımarık kız gitmiş yerine bütün öğrencileri sevgiyle kucaklamaya hazır bir öğretmen gelmişti.

Öğretmenliğimle ilgili şunu söyleyebilirim, ne hayallerim ne okuduğum okul beni öğretmen yaptı. Beni öğretmen yapan şey, sabahın ayazını iliklerime kadar hissetmişken kapıyı açan öğrencimin sıcacık sözleriydi: “Hoş geldiniz öğretmenim.”

* Görsel alıntıdır.


Çift Fonksiyonlu Derin Dondurucu

                                                       

İlk önce çift fonksiyonlu derin dondurucunun ne demek olduğu ile başlayalım, zira ilk duyduğumda ne anlama geldiğini ben de anlayamamıştım. Klasik derin dondurucular sadece “derin dondurma” yapıyor, yani içlerindeki tüm gıda ve besinleri -16 / -24 arasındaki bir sıcaklıkta depoluyor. Bunun avantajı, bu sıcaklıkta hemen tüm besinlerin kullanım ömürlerinin son derece uzun olması. Yani yazın dondurduğunuz bir gıdayı, kışın ilk günkü tazeliği ile tüketebiliyorsunuz. Ancak derin dondurma uzun süreli bir çözüm ve kısa sürede tüketmeniz gereken gıdalar için yeterince pratik değil. Aynı şekilde, su oranı yüksek besinler (karpuz, üzüm, vs.) derin dondurma işlemi için pek uygun değil, zira içlerindeki su kristalleşiyor ve gıdanın lezzeti bundan etkileniyor. Bu türden gıdalar için derin dondurucu değil, “soğutucu” kullanmak gerekiyor.

İşte çift fonksiyonlu derin dondurucu modelleri, tam olarak bu işe yarıyor. İstediğiniz zaman soğutma, istediğiniz zaman da derin dondurma yapıyorlar. Bu yüzden, kelimenin tam anlamıyla her besin türü ve her depolama amacı için uygunlar. Ancak, piyasada kaliteli bir çift fonksiyonlu derin dondurucu modeli bulmak oldukça zor. İşte bu nedenle uzun araştırmalardan sonra Uğur Soğutma’ya ait UED 7246 DTK modelinde karar kıldım. Uğur Soğutma’nın bu sektörde 60 yılı aşkın bir deneyimi var ve gerçeği söylemek gerekirse, kayda değer bir rakibi de bulunmuyor. Nitekim UED 7246 DTK’yı birkaç aydan bu yana kullanıyorum ve son derece memnun kaldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Her şeyden önce, bu bir dikey derin dondurucu model. Yani görünüm ve kullanım olarak klasik buzdolaplarına benziyor. 261 litre brüt iç hacmi var ve en kalabalık aileler için bile fazlasıyla yeterli. Derin dondurma, soğutma ve sıfır derecede saklama özellikleri bulunuyor. Besinlerinizi kullanılan moda göre +3 / -24 sıcaklık aralığında depolayabiliyorsunuz. No frost özelliğine sahip olan çift fonksiyonlu derin dondurucu, aynı zamanda A+ enerji sınıfına ait, yani çok az elektrik harcıyor. Ön kapağı üzerinde bir LED ekran var ve tüm ayarları (kapağını açmaya gerek kalmadan) bu ekranı kullanarak yapabiliyorsunuz. Ben Uğur Soğutma’nın çevrimiçi mağazasını kullanarak satın aldım (https://satis.ugur.com.tr/) ancak Türkiye çapındaki bayilerden de alabilirsiniz. Bir derin dondurucu almaya niyetliyseniz, çift fonksiyonlu bu modele muhakkak bir göz atmanızı öneriyorum, kesinlikle pişman olmazsınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Ağustos 2017 Cuma

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.


                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).



UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

2 Mayıs 2017 Salı

SECRETO DE SUS OJOS - GÖZLERDEKİ SIR

Arkadaşlar çok uzun ara verdim biliyorum. Buraya yazamadığım süre içinde çok faydalı işler yaptığım kanaatindeyim. Öncelikle Araplara özel Türkçe Öğretim kitabı hazırlamaya başladım. Buna sonraki yazılarımda değineceğim.

Yine burada olmadığım zamanlarda çok okudum ve çok izledim. Benim için verimli bir dönem oldu diyebilirim. O kadar güzel filmler keşfettim o kadar güzel kitaplar okudum ki vakit buldukça onları tek tek sizinle paylaşacağım.

İlgili resim

Ama bugünkü yazımda izlediğim o mükemmel filmlerden birinden bahsedeceğim. İsmi Gözlerdeki Sır diye Türkçe'ye çevrilmiş Secreto De Sus Ojos. Bir Arjantin - İspanyol yapımı film. İnanılmaz oyunculukla mest eden abartısız oyuncular. Konu aslında basit tecavüz - öldürme olayı. Ama detaylar harika. Filmde her şey incelikle işlenmiş. Sonu ise çok çarpıcı.

Dram- aşk -polisiye-gerilim severler için ideal bir film.

Korkudan aşka geçmek için bir adıma ihtiyacın olduğunu göreceksiniz bu filmde. Tutkunun insanı ne hallere soktuğuna şahit olacaksınız. Filmde sadece konuşmaları değil de gözleri de takip edeceksiniz ki daha iyi anlayabilesiniz.

Ve filmin sonundaki

"Lütfen söyle ona, benimle bir kez konuşsun." cümlesiyle çarpılacaksınız.

Israrla tavsiye ediyorum. 

Klima, Soğutma Uzmanından Alınır

Sıcak havalarda klima ile serinlemek gibisi yok, değil mi? Geçtiğimiz sene vantilatör ile bu işin olmadığını gördüm, bu sene hazırlıklıyım: 2017 yazına bir klima ile gireceğim. Alacağım modele karar vermek için sayısız inceleme okudum, sonu gelmeyen karşılaştırmalar yaptım. Siz de aynı zahmeti çekmeyin diye, araştırmamın sonucunu paylaşıyorum. Dikkat ettiyseniz “marka” değil, “model” dedim zira markaya zaten karar verdim: Uğur Soğutma. Klimanın soğutma uzmanından alınması gerektiğini düşünüyorum, soğutma uzmanı deyince akla ilk gelen isimde, Uğur Soğutma oluyor.


Klima satın alırken ilk dikkat etmeniz gereken şey, enerji tasarrufu. Hemen her klima, A++ enerji sınıfına ait olduğunu iddia ediyor. Aynı şekilde, çoğu klimada “inverter” özelliğini görmeniz mümkün oluyor. Ancak her nedense, bu iki özellik genellikle bir arada yer almıyor! Gerçekten de, hem A++ enerji sınıfına ait ve hem de inverter teknolojisini kullanan klima modelleri bir hayli ender. Uğur Soğutma’nın UIS 18 klima modeli, bu nedenle takdiri hak ediyor. Her iki teknolojiyi de birlikte kullanan UIS 18, maksimum seviyede enerji tasarrufu gerçekleştiriyor ve elektrik faturasından endişe etmeden istediğiniz kadar kullanma imkânı sunuyor.



UIS 18’in tek avantajı bu değil elbette. Bekleme modundayken sadece 1W elektrik tüketiyor. Bu da %80’e varan bir enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Klimanın akıllı soğuk hava üflememe özelliği var, yani açar açmaz soğuk hava üflemeye başlamıyor. Ortam sıcaklığını, yavaş ve doğal bir şekilde istenilen dereceye getiriyor. Ancak bunun çok uzun sürdüğünü de düşünmeyin:  Turbo modu sayesinde, çok kısa bir süre içinde serinlemeniz mümkün oluyor. Otomatik sorun tespit ve koruma sistemleri sayesinde de klimayı güvenle kullanabiliyor, yetkili servisle mümkün olduğunca az muhatap oluyorsunuz!
Ben 19.000 BTU olan modelini sipariş etmeye karar verdim, ancak daha düşük BTU’lu modelleri de bulunuyor. En doğrusu bir keşif yaptırmanız ve size en uygun modeli tespit ettirmeniz olacaktır. Daha sonra, https://satis.ugur.com.tr/ adresinden 12 taksitle bu mükemmel klimayı satın alabilirsiniz.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

28 Ocak 2017 Cumartesi

FİKRİ MÜHİM - WHITE CHOCO MOCHA DENEYİMİ

Fikri mühim bana yine Nescafe'nin yeni çıkardığı White Choco Mocha Kahvesini gönderdi. Zaten Nescafe sever biri olarak daha önce de denediğim bu ürünü tekrar tekrar denemem için bolca ürün göndermişlerdi.

Öncelikle şunu söyleyeyim sade kahve içen biri olarak bu ürün pek benim damak zevkime göre değildi. Kremalı, şekerli kahve seviyorsanız bu ürünü baş tacı yapabilirsiniz.




Farklı zamanlarda farklı kişilerle içtik kahveleri. Misafirlerimin çoğu bayıldı farklı aromasına. Sade kahve sevenler hariç.

9 Aralık 2016 Cuma

NİKOS KAZANCAKİS - ZORBA

Hayatımda okuduğumda beni derinden etkileyen az kitap vardır. Zorba da bu kitaplardan biri oldu. Bitlis'te görev yaptığım zaman ev arkadaşım olan Melek (Şimdi malesef mekansal uzaklıktayız, kalplerimiz hala bir) bir gün bana mesaj attı. Hemen gidip Zorba'yı alıyorsun ve okuyorsun dedi. Melekciğimin zevklerine güvenirim. Hemen gidip aldım ve okudum.

Kitabı kısaca özetlersek; anlatıcımız okumayı çok seven 30'larında bir adam. Babadan kalma arazisinde Linyit çıkarmak için Girit'e gider. Vapura binmek için beklerken orta yaşın üzerindeki Aleksi Zorba ile tanışır. Kendisiyle taban tabana zıt olan bu adamı yanına alır ve hikaye böylece başlar. Gündüzleri Linyit ocağı ile ilgilenirken akşamları da uzun uzun sohbet ederler. Yazar için bu olağanüstü bir deneyim olur. Zamanla Aleksi Zorba'nın felsefesinden etkilenir. Onun özgür yaşamı kendisini cezbeder. Zorba her türlü tutsaklıktan ve tutkudan kendini özgürleştirmiş bir bilgedir aslında.

Kitap aralarından altını çizdiğim bazı şeyleri paylaşırsam sanırım kitap sizler için daha anlaşılır olacaktır.

"Yedi kat göklere, yedi kat yerlere sığmayan Tanrı'nın mekanı insan kalbidir. Bu fani alemde her çılgınlığı yap, sadece onu kırma."

"Bir zamanlar diyordum ki bu Türktür, bu Bulgardır, Bu Yunandır. Ben vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim. Neden? Çünkü bunlar Bulgarmış ya da bilmem neymiş. Şimdi kendi kendime sık sık şunu diyorum. Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal. Yeni akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim, bu iyi adamdır, şu kötü...."

"Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avare et ve korkma. Tanrı baş şeytandan çok yarım şeytandan iğrenir."

Artık dünküleri hatırlamaktan yarınkileri istemekten vazgeçtim; şimdi şuanda ne oluyor o ilgilendiriyor beni. "Şimdi ne yapıyorsun Zorba?" diyorum, "Uyuyorum." diyor. "İyi uyu öyleyse." "Şimdi ne yapıyorsun Zorba?" diyorum. "Bir kadına sarılıyorum" diyor. "İyi sarıl öyleyse Zorba, hepsini unut, dünyada başka bir şey yok, yalnız o ve sen viraaaa"

"Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız bütün bunların mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu."

"Özgür değilsin. Senin bağlı bulunduğun ip öbür insanlarınkinden daha uzun. Hepsi bu kadar."

Kitapta bol bol Türklerden de bahsediyor.

Ayrıca 1964 yılında filme çekilmiş ve sıkı durun filmde Anthony Quenn Zorba rolünde. Kitabını okuduktan sonra hemen filmini de izledim. Kesinlikle öncelikle kitabını okumanızı ardından da filmini izlemenizi tavsiye ederim. Hele son sahnedeki Zorba'nın Sirtakisi için bile izlenmeye değer. Zorba rolündeki Anthony Quenn'in mahçup gülüşünün sebebini kitabını okuduktan sonra çok net anlayabilirsiniz. Ben burada o videoyu da paylaşıyorum.




7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama


Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu


YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur




Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye


Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

28 Kasım 2016 Pazartesi

ERKEN YILBAŞI HEDİYESİ SEÇİMİ

Arkadaşlar, sevdiklerinize yılbaşı için güzel ve kaliteli bir hediye almak istiyorsanız size bir site önereceğim. Bu sitede bu yılın modası olan bilekliklerden bulabilirsiniz. Güvenilir bir site inceleyin derim ben.

https://www.braceletshouse.com/

Haydi iyi alışverişler.

10 Haziran 2016 Cuma

THY'NİN AYIBINDA ISRARI

Bir önceki yazımda THY'nin yaptığı yanlıştan bahsetmiştim. Bu yazımda da benim dilekçeme verdikleri yanıtı aynen buraya aktarıyorum.

Merhabalar,

İlgili linkte belirtilen şikayetiniz üzerine bahse konu dosya için yapılan incelemde gönderinin parçalı taşıma yapılmak suretiyle taşındığının sabit olduğu
Anlaşılmakla beraber, ilgili kargo için yaşanan gecikmeden dolayı Tazminat talebinde de bulunulmuştur.

Ulusal ve Uluslararası mevzuat hükümlerine göre değerlendirilen Tazminat talebi, gecikmenin yarattığı direkt zarar ve hasarın belgelenememiş olması nedeniyle
Kabul edilmemiştir.

Bilgilerinize rica eder iyi çalışmalar dileriz.


Yani ihale mallarını geç ve parça parça gönderdiklerini kabul ediyorlar ama bunu bir hata olarak görmüyor "dünyanın en iyi havayolu şirketi" !!!! Dolayısıyla telafi etmiyor, müşteriye de kendisini affettirmiyor.

Arkadaşlar, dostlar durum bu. Sevgili ihracatçı dostlar THY Cargo ile ürününüzü gönderirseniz başınıza ne geleceğini umarım az çok anlamışsınızdır. Birkaç ticaret dergisine de bu şikayetlerimiz yazdım. Ulaşabildiğim kadar insana ulaşacağım.  THY firmasının bu ayıbını sizler de dikkate alın ve işinizi riske etmeyin.

9 Mayıs 2016 Pazartesi

DEVAM'IN DEVAMI

Arkadaşlar önceki yazımda size THY'nin yaptığı yanlışı ve yanlışını hala telafi etmediğini yazdım.

Peki bunu neden yaptım. Arkadaşlar ben el kremi alırken bile blogdaşlarımın hangi ürünleri kullandığını ve tavsiye ettiğini araştırırım. Hatta canım sıkılıp film izlemek istediğimde ve hatta kitapsız kaldığımda hangi kitabı alayım diye de mutlaka blogger arkadaşlarımın sayfalarını ziyaret ederim. Sanırım bir çoğumuz böyleyiz. Aslında bloggerlar olarak çok büyük bir gücüz. Çok az bir kesim dışında ben bütün blog yazan arkadaşlarımın samimi duygularla bir ürünü incelediğine ve yorumladığına eminim. Ben de eğer yeni denediğim bir şey varsa inanın ben de gerçek düşüncelerimi yazıyorum.

Şimdi bloggerlar olarak artık daha duyarlı olmaya davet ediyorum sizi. Yani herhangi birimizin beğendiği bir marka veya ürün veya firma varsa onu kullanalım. Beğenmediği veya herhangi bir yanlışını gördüğü firmayı da kullanmayıp boykot edelim. Gücümüzü ürünlerin veya firmaların daha iyi olması için kullanalım. Ne dersiniz?

7 Mayıs 2016 Cumartesi

HADİ BİR ŞEYLER YAPALIM'IN DEVAMI - THY'NİN BÜYÜK AYIBI

Artık asıl meramımı anlatmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Çok yoğun geçen günlerin ardından ancak vakit bulabildim.

Benim sorunum yozlaşmanın, yalanın, işi ehlinin yapmamasının toplumun her kesimine yerleşmesinden duyduğum rahatsızlık. Bunun ilk örneğini aşağıda göreceksiniz.

Arap bir öğrencim Dış Ticaret yapıyordu ve benden acil kargo için bilgi istedi. Ben de tabiii ki THY dedim. 4 gün sonra teslim edileceğinin garantisini verdikleri halde kargo bir ayda ulaştı. Giden kargonun aciliyeti hayati önem taşıyordu. Her şey bir tarafa öğrencim bana güvenerek bir adım atmıştı ve onun müşterisi ihaleyi kaybetmişti. Bu konuda yazışmalar yaptım ve tahmin edebileceğiniz gibi bir sonuç alamadım. Aksine o kadar lakayt ve igrenç konuşmalara şahit oldum ki inanın THY bu hale geldiyse yazık dedim.

THY'ye yazdığım dilekçeyi aynen buraya ekliyorum.

Bu konuyu taşıyabileceğim her mecraya taşıyacağım. En iyi havayolu ödülü almış bu firma malesef bu ödülü haketmiyor. Başkanlarına mailler attım, şikayet hattına bildirdim ama sonuç sıfır. Bu ödülü neye göre vermişler anlamadım. Bir problemi çözmekten aciz bir firma.


Sayın Yetkili;
(Dikkatinizi çekerim hala Yetkili diye hitap ediyorum. Zira Türk Hava Yolları Turkish Cargo firmasında yetkisi olan bir yetkili ile henüz karşılaşamadım.)
Konşimento numarası 235 0022 3473 olan 40 koli ürünümüz, 12 Ağustos 2015 tarihinde Samsun Mag-Ma Işıklı Taş firmasından, Samsun Acentanız Celal Bey’e 14 Ağustos 2015 tarihinde Suudi Arabistan Demmam’da olacağının taahhütü alınarak ve hatta kendisine bu malların ihale ürünü olduğu ve hayati önem taşıdığı belirtilerek teslim edilmiştir.  Ancak bugün 26 Ağustos 2015 olmasına rağmen ürünler hala Arabistan’daki müşterimize teslim edilememiştir.
Ürünlerin parsiyel olarak parça parça gönderilmesi, Demmam’a ulaşan ürünlerin müşteriye teslim edilmemesi ve ayrıca ürünlerin havaalanında beklediği her gün için müşteriden ücret talep edilmesi firmanızın ne kadar gayri ciddi çalıştığının göstergesidir.  Ayrıca Demmam havaalanındaki bir görevlinin müşterimize THY kargolarının daima sorunlu olduğunu belirtmesi sizin işinizi savsakladığınızın zaten malum olduğunu gösterir ki, maalesef bu acı tecrübe müşterimize maddi manevi çok kayıplar yaşatmıştır.
Defalarca firmanızı arayıp farklı farklı kişilerle görüşüp her birinden farklı farklı cevaplar almam firmanızın elemanlarının bir bakkal dükkanı bile işletemeyecek yetersizlikte olduğunun işaretidir.  İletişim ve bilgi paylaşımı konusunda altın çağı yaşadığımız şu günlerde firma elemanlarınızın birbirinden habersiz ve hatta konudan habersiz olmaları da firmanız açısından utanç verici bir durumdur.
Konuyla ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı da haberdar edilmiştir. Türkiye’nin uluslararası arenada bu şekilde temsil edilmesi onların da harekete geçmesini sağlayacaktır.

Gelelim en önemli mevzuya, yapılan ve devam eden bu büyük hatanın telafisi ve müşterimizin yaşadığı zaman, para ve her şeyden önemlisi itibar kaybının tazmini için ürünlerin fatura bedelini ve ayrıca 14 Ağustos 2015 tarihinden itibaren ürünlerin teslim edilmediği her gün için 1000 $’ın aşağıda bilgileri bulunan Suudi Arabistan’daki müşterimize tazminat olarak ödenmesi hususunda gereğinin yapılmasını arz ederim.


21 Mart 2016 Pazartesi

AÖF İLAHİYAT ARAPÇA DERSLERİ

Dostlar proje yazıma bir duyuruyla ara vermek istiyorum. Biliyorsunuz ben Arapça öğretmeniyim. Bana Mersin'de çok sık soruluyor AÖF İlahiyat Arapça kursu var mı diye. Hatta özel ders isteyenler de oldu. Ben yoğun olduğum için kabul etmiyordum.

Şimdi Mersinli İlahiyat Fakültesi öğrencilerine sesleniyorum. Sınıf geçme garantili İlahiyat Arapça dersleri veriliyor artık. Sıkı durun adresi veriyorum. Vatan Bilgisayar üstü 3. kat. Sevgi Dil Kursu.
 Tel : 0 532 272 22 14

Ayrıca bu merkezde Arap hocalardan konuşma dersleri de alabilirsiniz. 

20 Mart 2016 Pazar

GÜCÜMÜZÜ FARKEDELİM

Size daha önce de dediğim gibi, kafamda bir proje var ve bu projeyi size bir kaç postta anlatacağım.

Şimdi size bir hikaye anlatmak istiyorum, benim üniversite yıllarıma dair.

Ben üniversitede okurken bir dönem yurtta kaldım. Kaldığım yurdun karşısında bir market vardı. Ben fıstık ezmesini çok severim. Bir gün markete gidip sordum fıstık ezmesi var mı diye. Yoktu. Ben de taaaa uzaktaki markete gidip almıştım. O zaman düşündüm ben fıstık ezmesi için hep buraya kadar yürümek zorunda mıyım? Sonra ertesi gün yine gidip sordum fıstık ezmesi var mı diye. Ertesi gün yine. Sonraki günlerde de devam ettim ve hatta yurttan birkaç arkadaştan da rica ettim. Onlar da gidip sordular. Sonuç; market fıstık ezmesi satmaya başladı:)

Kıssadan hisse, efendim bir şeylerin değişmesini istiyorsak birlik olup değiştirebiliriz.

Bana bu düzenden sıkılan insan lazım. Bazı şeylerden rahatsız olan insan lazım. Kendi gücünün farkında olan insan lazım. Sizleri bekliyorum. 

15 Mart 2016 Salı

HADİ BERABER BİR ŞEYLER YAPALIM

Sevgili dostlar yılbaşı öncesinde sizlerle beraber bir proje yapmak istediğimden bahsetmiştim. Adım adım giderek yani birkaç post yayınlayarak size meramımı anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle Japonya denince aklımıza ne geliyor?

Benim aklıma dürüstlük, çalışkanlık ve saygı geliyor. Japonya'nın dini inancı Şintoizm ve Budizm, bir kısmı Hristiyan ve bir kısmı da Ateist. Birbirleriyle dostça geçinen ve bir tek ortak paydada birleşebilen Japonların tek hedefi çalışmak. Birini kandırmayı veya işlerini kaytarmayı asla düşünmüyorlar. Atom Bombası felaketini yaşadılar ama yine de çalışmaya devam ettiler. Bir kaç yıl önce büyük bir Tsunami yaşadılar ama marketleri yağmalamadılar, ihtiyaçlarını alıp çıktılar.

Neden anlatıyorum bunları? Malesef ülkemizde gördüğüm yozlaşmadan ve yozlaşmadan rahatsız olmamamızdan dolayı yazıyorum.

Dini açıdan bakarsak, gerçek islamdan uzaklaşmışız. Yalan söylüyoruz, insanları kandırıyoruz, işimizi doğru dürüst yapmıyoruz. En önemlisi nasıl yaşıyorsak öyle yönetiliyoruz. Bu anlattıklarım normal geliyor artık bazılarımıza çünkü kanıksamışız.

Artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmedi mi? Neler yapabiliriz? Hep beraber olursak neleri başarabiliriz?

Lütfen bana fikirlerinizle destek olun. Ben tek başıma bir hiçim, eğer beraber olursak belki bazı şeyleri değiştirebiliriz.